özden gelenler -17-

  • hayatı boyunca bi baltaya sap olamayacağını düşündüğüm insanlar var ama ne yazı ki bu insanlar o kadar şanslı ki her b*ka sap olabilirler. bahtısızım.. ve bunu kabul ettim..
  • insanların söylediklerini söylersen ilgi kazanırsın.. insanların söylemek isteyipte söyleyemediklerini söylersen tapınma kazanırsın.. insanların duymak istemediklerini söylersen nefret kazanırsın.. çok net… hee sen sevgi ve saygı kazanmak istiyorsun ya o işte imkansızdan bir mm sayısı kadar uzak..
  • mutluluk paylaşınca mutluluktur… doğrudur da ancak o zaman anlamlı olmaktadır. ancak üzüntüyü, sıkıntıyı paylaştığınızda çoğunlukla durumunuz; ”martı sürüsünün içine düşmüş simit" misalidir. çoğunluk sizi dinlermiş gibi yapıp bir parçanızı koparıp gider. peki ya sonra? sonrası ne mi? her şeyin anlamını yitirip ve yitireceği çıkmaz sokak… zor zamanlarda yanınızda birisini buluyorsanız çok şanslısın çok…
  • 788,941,502 saniyedir bu dünyadayım ve fark ettiğim birşey varki o da dünyada çok fazla hayatın var olduğudur. şu anda bu pcden yazı yazarkenki ortamda bile mikro ve makro ortamda milyonalrca hayat var.. bi düşünüyorum olabildiğine dışarıyı olabildiğince daha çok hayatı beynim kaldıramıyor.. bence canlıların şuurlusu ve akıllısı olan her şeye burnunu sokan insanın  en büyük meselesi işte bu hayatları kavramak ve içselleştirmek.. hayat sadece gördüklerimizden ve duyduklarımızdan  ibaret değil..
  • insan yalnızca bilerek yaşayamaz.. inanması ve sevmesi lazımdır.. bilmek farkında olmak soğuk ve acı veren birşey.. bunun üstünden gelmek için birşeylere inanmak gerekiyor, birşeylere değmesi içinde sevmek lazım.. illa işi illa birini sevmek inanmak değil.. her hangi birşeyde olabilir.. uğruna yaşayacağınız birşeyler olmalı.. onuda bulmak saman iğne hesabı işte…
  • insanın gördüğü bir rüyayı sahi sanıp hatırası olarak görmesi onun hakkıdır.. hem yaşanılan hem de rüya aynı denize dökülmüyor mu? ikiside benim yaşanmışım.. denizim deki tüm su rüyadan ibaret olması beni korkutmakta…
  • doğrunun, güzelin, iyinin, yanlışın ne olduğunu hiç birimizi bilmiyorken neden insanları aynı kalıba sokacak sistemler üretiyoruz? herkesin aynı şeyleri, güzel doğru yanlış vs bulmaları herkesin aynı şekilde bakması için uğraşmak hal böyleyken boş bir hülya değil midir? gittikçe daha sıkıcı hale getiriyoruz kendimizi.. buda bizi gittikçe daha biyolojik bir hayata sürüklüyor..
  • paranın icat oluşundan bu zamana kadar gittikçe geçerli olan bir saplantı kural haline gelmektedir o da; bir insanın değeri ve saygınlığı harcadığı “para” ile doğru orantılı olmasıdır.. güce tapıyor insanlar nalet olsun….
  • din hakkında genel seviyemiz hala karınca duası hizasında. neye inanıyoruz bilmiyoruz. “oku” emrini bir şekilde yapıyoruz ama “düşün”, “anla” ve “ders çıkar” eylemlerini beceremiyoruz çünkü; din eğitimdeki temel yanlış Tanrının korkulan bir varlık olarak tanıtılmasıdır. görmüş olduğumuz üzere bu korku temelli eğitim insanları ,daha insan daha imanlı yapmıyor. doğrusu ondan Tanrından çekinmek gereklidir. bu daha doğrudur. çünkü çekinmek öncesinde, içinde ve özünde; sevgi, bağlılık ve düşünce yani aklın kullanılmasını içermektedir. şüphesiz ki bu çekinme insanı hem günahtan koruyacak hem de ona olan sevgiyi arttıracaktır.. 
  • her insan eserinde ilerici bir fikir yoktur. büyük kısmında insanın gerçekleştiremediği yada gerçekleştiremeyeceğini sapkınlıklar! vardır. bu tüm sanat eserleri için böyledir.   hala en değerli insanlık eserleri geçmiş döneme ait olanlar. bunun sebebi bu eserlerin bir fikri bi feslefeyi yansıtmaları.. ki zaman ilerledikçe insan elinde çıkan eserler daha kıymetsiz olurken onlara ilgi korkunç derecede artmakta..  korkarım ki bu sapkınlıkları göre göre normal karşılayacak ve gerçekleşmelerini yadırgamayacağımız.
  • mesela sosyal medyada da doğru dürüst bir şeyler anlatmaya çalışan insanlara mı ilgi daha çok? yoksa çıplaklara ağzı bozuklara mı? bunun sebebi üstteki madde ilk iki satırda..

Neyse..

Son olarak;

Güneşin altında yeni bir şey yok.Bütün yollar Roma’ya çıkıyor.Seni ben uyandıramam.Kendin uyanmalısın.Seni ben iyileştiremem sen kendini iyileşleştireceksin.Bilinmeyen her zaman olacak,ama onu yöneten yalnızca sen olacaksın.. farkına var; her daim yalnızsın..

Medeniyetten kaçasım var

Düşündüm de;

bu zamana kadar insan kendisi için neler üretti neler..

sanat eserleri, edebiyat, balta, silah, bilgisayar, elbise, fizik ve matematik denklemleri, felsefeler, otomobiller, uçaklar, atom bombası, elektrik, güneş kremleri , para……………

ooo.. oooo.. daha  neler neler… hepsi çok değerli de mi ? çoğu olmazsa olmazımız artık..

peki diyorum ki;

bütün bunların hiç birini yapmamış, bilmemiş, bulmamış olsaydık ne olurdu?

DAHA AZ;

güçlü, mutlu, sağlıklı, ahlaklı, erdemli, bilinçli, inançlı ,sevgi sahibi, saygılı, erdemli, rahat ve kalabalık… MI OLURDUK?  

tüm o tarih boyunca, hatta şu an ben bu yazı yazana ve siz bu yazıyı okuyana kadar, yaratılanlar hiç olmamış olsa idi!

daha az mı İNSAN olurduk?

hayır…

koca bi HAYIR…

bu yazı yazılana ve okunana kadar ki sürede üretilenler ile hep  medeniyet ilerledi. bilgi ürettikçe bilim ve sanat ile teknoloji ilerledi ama insanlık ilerlemedi..

çünkü, insan ne yaptıysa  kötü tarafını asla yenemedi ve bilgi ile ürettikleri o kötü tarafı güçlendirdi. ve bu onun verdiği yıkımı daha da büyütüp, derinleştirdi.

yoksa böyle olmasa o tarih; KAN VE GÖZ YAŞI GÖLÜNE döner miydi?

ahh.. ahh…

hem geçmişteki hem bugünkü hem de gelecekteki “Medeniyet”ten kaçasım var.. çünkü o gerçekten tek dişi kalmış bir canavar..

theunbeablelightnessofwriting:

Keşke bir kitap karakteri olsaydım. Bunun için yaratılmış olsaydım.

Aldatmak ve Aldatılmak

aldatmak ve aldatılmak… insan doğumundan ölümüne kadar ne kadar çok aldatılır ve aldatır di mi?. şöyle bi düşününce;

koskoca dağı ufacık bi tavşan ile kapatırlar göremez dağı, onun içindeki pis tarafı.. ya da koskoca ormanı önüne ufacık bir örümcek koyarak gizlerler…onca güzelliği göremeden oradan uzaklaşır..

hiç sevilmeden deli gibi sever.. kendi kendine gelin güvey olur. sevdikçe pas vermez onca sevgi şişe dibini boylar..

öyle anlar gelir ki bir konu hakkında doğru bilgileri edinmeden düşünmeden her şeyi bildiğini sanır. ama asıl mesele öyle değildir.. 

en yakınındaki insanı zor zamanlarında yanında göremez.. 

tanımadığı bir insan hakkında sağdan soldan duydukları ile ön yargı oluşturur ancak tanıyınca öyle olmadığını görür.. ya da hiç tanımadan üstünü çizer belkide hayatının insanını kaçırır..

bütün gerçekler gün gibi apaçık karşısında dururken, bile bile yanlışı seçer…

önce güvenini kazanıp sonra yarı yolda bırakan onlarca an olur hayatında.

vs. vs. vs….

bunların hepsi özünde insanın kendisini ve ya başkasını aldatması ya da başkaları tarafından aldatılması değil midir? ve hayatınıza şöyle bi baktığınızda her gün bu ve bunlara benzer şeyler yaşamıyor musunuz?

ahh insanlar ah…

ancak bence;

en kötüsü insanın aldatıldığını fark etmemesidir.. onlar her daim salaklık ile saflık arasında gidip gelecekler…

fark edenler ise; 

bunlardan kurtulmak için kitaplara yöneldiler.. kitaplarda onca şey öğrendiler, umutlandılar.. uygulamaya gelince hepsinin tersi olduğunu gördüler.. 

sonra büyük laflar eden filozoflara kandılar..  gene tutmadı..

daha sonra parti başkanlarına inandılar… sömürüldüler…

ve nihayet hayaller kurdular… ancak hiç birisi gerçekleşmedi.. çünkü hayal kurmakta insanın kendi kendini aldatması olduğunu gördüler..

olmadı.. kurtulamaz insanlar bu alışkanlıklarından.. 

hep aldanıyor ve hep aldatıyorlar… 

ahhh insanlar ahh…

aldatıldıkça saf, temize; aldattıkça kötüye, ceberruta çıkar adları.. ne kısır döngü ama..

ancak gelin görün ki..

bu kısır döngüyü, bu oyunu seviyor insanlar. ve bu oyunda “oyun bozan kötü çocuk” gibiler.. onca azar işitmelerine rağmen( öz azar ya da çevrenden) hiç uslanmıyorlar.. uslanmayacaklar da.. çünkü insan bu iki eylemi hayatın kuralı haline getirmiş…

ve maalesef ki, bu hayatta ya aldatan tarafsız ya da aldatılan.. ortası yok…

filhakika belki bu konunun ezeli düşmanı “GÜVEN”dir he? ama o güvene de bugünlerde hiç itibar yok di mi?

Ne yazık….

Ahlâk

insanlık tarihi boyunca en çok tartışılan konulardan birisi de ahlak konusudur.. özellikle filozoflarını bu konuda bir çok görüşü bulunmakta. kimisi ahlak olmadan dünyada düzenin olamayacağını savunmuş kimisi ahlaksız eylemlerin kişiyi hayvanlardan farksız kılacağı vs. Tek tanrılı dinlerin ortaya çıkması ve gelişmesi ile ahlak din ile birleştirilmiş dindar olmak ahlaklı biri olma manası getirilmişse de sadece ahlaklı olmak dindar olma manasına getirilmemiştir.   öyle ki şu anda faal olan dinler içinde de her din sadece o dine inanları ahlaklı saymaktadır( en azından buna potansiyeli var babında ) günümüz Türkiyesinde de ilk ve orta öğretimde okutulan  din kültürü ve ahlak bilgisi dersi de ahlakın sadece dinle olabileceğini savunulduğunun en basit ve net yanıtıdır..

önce klasik kabul görmüş ahlak tanımına bakalım;

Ahlak,insanların toplum içindeki davranışlarını ve birbirleriyle ilişkilerini düzenlemek amacıyla başvurulan kurallar dizgesi, başka insanların davranışlarını olumlu ya da olumsuz biçimde yargılamakta kullanılan ölçütler bütünü.  ahlak, iyi bir yaşamın temelini teşkil eden inançlardır ve güzel ve çirkin diye ikiye ayrılır.

Görmüş olduğunuz üzere bu zamanda kabul gören genel ahlak tanımı ve çeşitleridir. ancak bence ahlak o kadar da köşeli bişey değil.

ahlak; tamamen insanın iç dünyası, niyetleri ve yaşadıkları ile şekillenen ve eylemler ile ortaya konulanların bütünüdür. kişinin kişiliğinin temelidir. attığı bir adımın diğeri çelişkisiz takip etmesidir. 

günümüzde ise hiç öyle güzel çirkin diye ayrılmamakta. tamamıyle hakim olan ahlak; faydacı ahlaktır! 

faydacı ahlak; kişinin birisin\ birileri yada bir kuruma yaranmak maksatlı  o kurumun yada insanların hoşuna gideceği şekilde yaptığı eylemler takıntığı tutumdur. bir nevi nabza göre şerbet vermektir. bu toplumu kişiliksiz bırakan bir tutumdur.

bu çeşidin diğer alt türevi ise allah rızası için, tanrı aşkına, yaradandan ötürü yaradılanı sevmek.. vs. cümleleri ile başlayarak yapılan eylemlerdir. yani yaptığımız iyilik karşısında karşı taraftan bir karşılık beklemeyip allah’ı hoşnut etmek altında sevap kazanma amacı yanında tanrıya yaranma amacı güden eylemlerin tamamıdır.

lakin, kişinin yaptığı bir eylemi kendi için , insanlık için ya da olması gerektiği için yapmak yerine tanrı  yada birilerini hoşnut etmek için yapması bu eyleminin samimiyetinin sorgulatmaktadır.  ayrıca tanrı korkusu yada sevap faydalı eylemlerin dinin özüne aykırı düştüğü düşünmenin yanı sıra bunların yaygınlaşıp kökleşmesi dinin özünü de bozduğu kulluktan uzaklaştırdığını bunların yanı sıra kulluk anlayışından çok yağcı kölelik tipine uyduğunu düşünmekteyim. şuursuz, yağcı, al gülüm ver gülümcü bir kulu tanrı ne yapsın? 


işte maalesef ki bu gün faal olan ahlak budur. sonuçları da ortadır.. (ki en net sonucu; bizi bizden uzaklaştırdığıdır) 

ve herkes bu durumdan pay sahibidir ki bu yüzden kimsenin kimseye ahlak üzerine vaaz çekmeye hakkı yok. önce herkes kendisine bakmalı..

..

.

ve bence doğrusu ahlak; akıl ve özgürlük esaslıdır. yani seçme imkanınız varsa ancak o zaman ahlakın ve ahlaklı olmanın bir anlamı vardır.

Bu zaman

Bu zamanda dev olmak bu zamana ismini kazımak çok zor.. dünya nüfusu epeyce arttı, iletişim de aynı oranda hızla kolaylaştı,. hayat şartlarının eskiye oranla konforlaşması “ilham verici” acı çekmeyi azalttı. hepimiz aynı fanusun içinde kavanoz balıkları gibiyiz.

işte bu yüzden; Bilimde, edebiyatta, sanatta, felsefede vs.de “insanlığı ileriye götürecek” devler çıkışı çok zorlaştı. Bu devirde kimse bir Mozart, Da Vinci, Einstein, Shakespeare, Elvis Presley, Aristo, Karl max vs olamayacak. Olsanız bile iki gün hatırlanacaksınız. Çünkü çok çabuk tüketiyoruz.. 

Kimse gerçekten devleşemeyecek bu devirde. Zira herkesin sözde dev doğduğu bir asırda yaşıyoruz. savunduklarımızı 1 gün sonra değiştirip sonra bambaşka havada takılacak kadar ezik bir döngünün içindeyiz..

Geleceğin geçmişten köklü biçimde farklı olduğunu hepimiz farkındayız ve biz o gelecekte hiç hatırlanmıcaz.. 21.yüzyılın insanları her daim “loser” kalacaklar…

işte bu yüzden

Hangi zamanda yaşamak isterdin diye sorsaydınız sadece gülerdim.. gözyaşları içinde...

fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür

bugün gene türk gencinin laik, dinci, dindar, muhafazakar, atatürkçü, kemalist vs. gibi ideoloji tanımlamalarının arkasına sığınarak internet ortamında söz dalaşına giriştikleri bir gündü. bende bu tartışmalara sadece yazımın başlığındaki cümle ile katıldım. ve peşinden onlarca olumlu olumsuz yorum aldım. sadece 4 sözcüğün bir araya gelmesiyle oluşan bu cümlenin üstüne bu kadar çok yorumun gelmesi iyi mi kötü mü bu yazımda yazmak istediğim bu değil. yazmak istediğim bu 4 kelimenin ve yan yana gelerek oluşturdukları cümlenin ne anlama geldiğidir. yazının en sonunda bu kelimenin altını ne kadar doldurduğumuza deyineceğim. ayrıca adam olacak çocuk programının yaratıcısı ve büyük insanın barış ağbinin ölüm yıl dönümünde böyle bir laf dalışın yine yeniden alevlenmesi pek manidar.. bu konuya da değineceğim.

"Öğretmenler;

Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcilerini, sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır…

 Cumhuriyet sizden “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller ister.” Mustafa Kemal Atatürk.


Eğitim kurumlarımızın neredeyse hepsinin girişinde bu yazı yazmaktadır. amaç okula giren öğrencilere ve öğretmenlere asıl görevlerini anlatmak ve içeride verilen eğitimin bu yönde yapıldığını göstermektedir. bir nevi slogan haline getirilmiş olmasına rağmen binanın içindeki eğitimin dışında yazılı olan düstura uymadığını her aklı başında öğrenci farkında.. masum, çağdaş, ilerleme yanlısı ve özgün bir cümle olmasına karşılık bunu diktatörce, geri, gereksiz, tehlikeli bulan insanlarımıza bakılırsa da eğitim kurumlarının bu cümlenin altını dolduramadığını bir kez daha kanıtlamış oluruz herhalde..

peki sırayla ele alalım önce hür ile başlayalım  

Hür; özgür demektir. hürriyet kelimesinin köküdür.  arapça kökenlidir dışarıdan dayatmaları red etmek kendi yaşamını kendi kontrol etmek ve bundan doğacak her türlü hesabı da kişinin kendisinin ödemesidir

Fikir; insanın diğer canlılardan ayıran en temel özelliği olan “akıl” ile  gözlem, tecrübe ve düşünme faaliyeti sonucunda ürettiği kendi hayatını ve çevresinin yaşamını devam ettireme amaçlı atacağı adımları içeren kişiye özgü stratejilerdir.

Vicdan; insani özelliklerin temelidir.insanın kendi iç mahkemesidir. yaşamını devam ettirmek için atacağı adımların sonuçlarını önceden veya sonradan değerlendirmek ruhu huzura kavuşturmaktır.  

İrfan; bu kültür ile eş anlamlı kullanılan bir kelime olmasına karşılık kültür demek değildir.  (kültür için bknz; kültür üzerine düşünceler) irfan hem maddi hem de maddi olanı bir araya getirerek gerçeğe doğru bir ufuk yol oluşturmakdır. cemil babanın tanımı ile; İrfan önce kendini tanımakla olur. Kendini tanıyan peşin hükümlerden kurtulur, tecessüsü madde dünyasına “çivilemez”, zekâyı zirvelere “kanatlandırır”.. yani irfan insanın hasbahçesidir.

pekala şimdi cümlenin ne anlatmak istediğine gelelim.

bu cümledeki amaç; doğruyu ve yanlışı herhangi bir kuruma bırakmayacak kadar bilgili, bilinçli ve medeni nesiller yetiştirmektir.

çünkü;

Bugünün ve yarının dünyasında muasırlaşma yolunda her daim olmak ancak özgün özgür ve ileri görüşlü bireylerden oluşan toplumla olmakta ve olacaktır. zira; bir milletin geleceği topla tüfekle değil bu şekilde yetişmiş bireylerin mürekkeplerinde düşen kelimelerle korunur ve geliştirilir. 

görüldüğü gibi filvaki; gayet net, gayet masum, gayet çağdaş ve gayet derin manalı  bir cümledir fikri hür vicdanı hür, irfanı hür.. bu cümlenin altını doldurmak da çok meşakkatli, sabır ve zaman istediğide açıktır. çünkü insan kolay yetişen, eğitilen bir varlık değildir.

peki acaba bunu gerçekleştirecek öğretmenlerin ne kadarının fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür?

Filhakika bu sorunun cevabı ortaya çıkan eserde gözükmektedir….

fikrimi, vicdanımı, irfanımı, yıllardır rahat bırakmadınız ki kendim olayım… hep size öğretilen dogmaları dayattınız durdunuz.. üstüne laf söyledik, yaramaz çocuk olduk, benim dediğimi yap kral benim havasında geçindiniz. sizin yetiştirdiğiniz öğretmenlerde sizin gibi oldu bu böyle kısır döngü şeklinde süre geldi ve geliyor.. peki suç doğrudan öğretmenlerin mi? hayır ama en az siyasetçiler kadar onlarda suçlular!

bu toplum hayal güçsüz, umutsuz, ayrımcı, sevgisiz, etiketçi, ideolojilere zincir bıraktınız…. 

her gün okulda onun fotoğrafının bulunduğu sınıfta onun sizlere çizdiği hedefin tamamen zıttı bi şekilde ders anlatmaya çalışıyorsunuz( anlatıyorsunuz değil)..

bravo… gerçekten çok güzel örnek oluyorsunuz..

neyse…

maalesef ki; barış ağbinin adam olacak çocukları “adam” olamadılar.. adam olmaya da niyetleri yok…

bu çelişkiyi bir gün görmeniz “UMUDUMLA”..

Işık ve Gölge

insanlık var olduğundan beri hep iyi ve mutlu olmak istemiş. bu amaçla gelişmeye çalışmışr. bu gelişme yolunda ise bu zamana kadar birçok yol gösteren düşünceler ortaya çıkarmıştır. bu düşüncelerin kendi içlerinde bir çok mihenk taşları bulunmaktaysa da sonuçta; özünde 2 farklı temele dayalı 2 farklı insan tipi doğurmuştur.

bunlardan birincisi ruha, manaya ve duyuya önem veren insan tipidir.

ikinci ise; bedene, maddeye ve akla önem verendir.

önce birinciyi açıklayalım,

bu insan tipi ruhi, manevi, ve duyusal olanları baz almıştır. daha çok değer bazlı bir düşünce sistemi bulunmaktadır. inanç ahlak ve erdem birlikte sayılmış, ilahi bilgiler kutsal metinler ile ispatlanmaya ihtiyaç duyulmayacak genel doğrular üzerinden düşünceler geliştirimiştir.

ancak bu tutum bilinmeyeni merak edip araştırmayı bilinenden şüphe duymayı daha iyi istemeyi engellenmiş bilinen ve bilinmeyen her şey tanrıya bağlamıştır. onu tanımak ve tanıtmak adına kitaplar yazmasına rağmen bu tutum onun “kötülük damarını" islah edememiştir.

bu insan tipi büyük şeylere inanmasına rağmen, büyük günahlar işlemiştir. tanrıya inanan inanmayan diye insanları ayırmış, kendinden olmayını kesip biçmiştir. savaşlarda hem hristiyanlar, hem müslümanlar, hem yahudiler vs. tanrının kendi safında olduğunu idda etmişler bu savaşın onun emri olduğunu söylemişlerdir.

insanlığı kötülükten ve günahlara sebep olacak olaylardan uzak tutmaya manevi olan yönlendirmeye çalışmasına rağmen bunu başaramadığı gibi aklı özgür bırakamadığı için de insanı gerçeklikten uzaklaştırmıştır.

bu tip insan manevi açıdan çok şeyler geliştirse de bunu uygulamakta aciz kalmış karanlıkta savaşıp durmuştur..


ikinci tip insan ise madde ve akıl bilgisini temel almaktadır. aydınlanma çağında temeli atılsa da asıl şeklini sanayi devrimi ile almıştır.

bu insan tipi doğadaki olayları formüller ile deneyler ve gözlemler ile açıklar. bugünün insanıdır. var olanlardan şüphe duyar, merak eder, yenileri üretmek adına araştırır, akıl deney ve gözleme faaliyetleri düzenler. pozitif bilimde çok ilerlemiştir, insanın yaşamını nispeten kolaylaştırıcı ve ömrünü uzatıcı bilgiler üretmiştir.

ancak; mutlu olmayı gelişmeyi çalışmakta öğrenip düşünmekte, özgürleşmekte bulabileceğini idaa etse de, maddi olana sımsıkı bağlı, başına buyruk, tanrıyla ilişkisini kesme noktasına gelmiştir, bedensel hazlarını doyurmaktan çekinmeyen, dünya için çalışıp duran, ölümden sonraki hayatı aklından çıkartan, nitelikli var olanda mutluluk arayan bir insan modelidir.

gel görün ki kötülük bazında eskiden çok farkı yoktur. maddeye aşırı yoğunlaşma insanda hırsı, benciliği getirmiş, daha önce inanç için birbirini öldüren insan bu seferde bir kaç fayda( petrol, elmas, altın vs.) için birbirini öldürür hale gelmiş, son yüzyıl içinde 2 dünya savaşı yapmış, atom bombası atmıştır. özgürleşme adına yapılan her türlü eylem mübah sayılmış bedensel hazları meşru olmayan yollardan yerine getirmek normal karşılanmış hatta zaruri görülmüş, yapılması gereken eylemlere iyilik denmiştir.

bu bilmek öğrenmek isteyen model daha sonra dahada ileri giderek;

bilmeyi değil avunmayı ister hale gelmiş, estetik kaygılar nedeniyle yürüyen et yığınlarına dönüşmüş, aklı ile ürettiği bilim ve teknoloji ise dünyayı bitirme noktasına getirmiştir. sonuç olarak bu akıl beden madde esaslı insan tipide mutluluğa ulaşamadığı gibi sadece maddi anlamda ilerlemiş gibi dursa da gelişememiştir.

tarihe bakıldığında görüldüğü gibi her iki insan tipinin var olduğu dünya hiç bir zaman “cennet” haline gelmemiştir. çünkü insan kendini gerçek anlamda içi dolu olarak geliştirememiştir.

bunun nedeni ise;

içindeki kötü unsuru küçültemediği gibi onu kontrolde edememesi hatta onun kölesi haline gelmesidir.

özetle;

tarih boyunca insan aklı ruhu ve bedeniyle mutluluğa ulaşması gerektiğinin farkında olamamıştır. olsa bile bunun için gerekli adımları atamamıştır.

bu adımları atmak için inanarak, sorgulayarak, bilerek, seçerek ve severek hayatta var olmak gereklidir. bu ise günümüzde pek acılı bir yoldur..

..

.

evet maalesef ki durum budur! peki bunu niye yazdım?(buraya kadar okuduysanız bile benim için mucize)

yaklaşık 3 haftadır tumblrda yokum final dönemi nedeniyle ..final dönemim geçen perşembe bitmesiyle 3 gündür buralarda takılıyorum..

ve fark ettim ki herkes yalnız, herkes mutsuz ve herkes çözümden uzak kimse yoğurdum ekşi demiyor ( bende dahil). burada çoğunuz( bende dahil) büyük zamanlar harcıyorken yazdıklarımız ve paylaştıklarımız ile şikayet ettiklerimizi değiştirmek için ne yapıyoruz? aynı ortamdaki iki üç kişi burada ve hepside bu dediklerimden şikayetçi !bu ne yaman çelişkidir böyle!

tarihteki durum buyken pasif alanda ağlayıp sızlanmanın hiç bir anlamı yok.. gidin hayata karışın diyorum( kendim içimde) ve burayı artık pek az güncel tutacağımı, pc ile olan birlikteliğimi azaltacağımı bildiriyorum…

her şey nasıl giderse gitsin, saat hep tik tak öter bunu unutmayın….

Esen kalın..

..

.

""yaşamadan bilemezsiniz sadece inanırsınız.. ve sadece inanmak gölge olmaktır.. gölgenin ise ışığa ihtiyacı vardır ve ışık gölgeyi yönetir… ışık olun, gölge değil..""


Left brain! what a boring you!

Left brain! what a boring you!

Kaptanın seyir defteri

Yıldız Tarihi: ~¨09012012¨~

Bu yeni yazı dizime benim için bi süredir var olan girişi ve gelişme bölümü yazılan bir konunun sonucunun yazıldığı gün olduğu bugün başlıyorum..

konu: İNSANLIK..

bu akşam saatlerinde yağmur altında yürüyordum. yürüdüm yürüdüm.. ve bi caddenin ortasında( eski londra asfaltı) “ehh artık döneyim” diyip ışıklara yöneldim.. fakat sonra ne olduysa( gerçekten hala bilmiyorum neden karşıya geçmediğimi) ışıklardan karşıya geçmeyip aşağıya doğru yöneldim 10 adım atmadım ki.. yerde birini yatıyor gördüm!!

koskoca caddede yol kenarında onlarca aracın ve insanların geçtiği bi yerde yol köşesinde bir insan yatıyor!! ve etrafında kimsecikler yok oradan o kadar insan geçmesine rağmen kimse ilgilenmemiş.!! benle aynı uzaklıktaki bir hanımda gördü ve ikimizde koştuk..

amca yere düşmüş yüz üstü kanlar içinde. kanların miktarına bakılırsa (ki cok ciddi miktarda bir kandı)yaklaşık 3 5 dakkadır öylece yatıyor.. bağırıyor kısık kısık yardım ahh ahh diye.. hemen kaldıralım falan diye yöneldik başına toplanınca ikimiz, bizden 1 dkk sonra bir araç bir motokurye durdu sonrada bir hanım daha geldi falan kaldırdık.

sonradan gelen hanım artık marketten mi geliyordu neydi cebinden bi sürü havlu mendil cıkardı.. amcanın kanının akışını en azından azaltmak adına uzattı ancak nasıl kanıyor anlatamam onlarca kağıt havlu kullandık..

neyse.. o sırada herkes toplandı ve ağzı olan konuşmaya başladı! amcanın hem burnu kanıyor ki kırılmış sanırım hemde dudağının üstü yarılmış.. insanın en pis yeri önce ağzı sonra burnudur( istediğiniz kadar temiz tutun).. 70 yaşında birinin soğuk havada dakikalardır en çok mikrop taşıyan yeri kanıyor üstelik kafa üstü düşmüş belkide beyninde sarsıntı var.. ee yere yatıralım kafasını arkaya yatırsın kanama durar! sen ilk yardım biliyor musun? hayır.. bende.. ama benim bildiğim bişey varsa o da ilk yardım bilmiyorsan müdahal etmiceksin! artı burun kanamalarında kafa arkaya yatırılmaz! adamı hepten öldürecekler..

ambulans çağırdık, polis durdu birde arabalı biri durdu! eee ambulans gelen kadar hadi memur bey hastaneye götürelim —ki hastanede caddenin sonunda— yok biz götüremeyiz dedi polis!!! arabalı amcada yok ben götüremem şimdi orada tutanak tutulur dedi ve peşinden gitti!!

hastaneye yürüyerek 5 dakka uzaklıktayız adam dakikalardır kan kaybediyor — ki titremeye başladı—- ölecek yani resmen kollarımızda!! sonra ambulans sirenini duyduk ama ambulans gelemedi bi türlü!.

neden mi? yoldan geçen meraklı araçlar durdukları için!! biride demiyor bin bin hadi diye!!!..

neyse  ambulans geldi.. doktor indi amca tamam gel dedi bindirdiler içeri!

eee ambulans gitmiyor bi türlü!! polis ise amcadan kimliğini istiyor doktor ise o sırada orada 2 sene hemşirelik okumuş genç bir kızla —ki kız müdehale etsenize demesi rağmen—  muhabbet etmeye çalışıyor!!.. soruşturma bitiyor telsizler kapanıyor ama ambulans gene gidemiyor.. şöför içeride garip bi şeyler yapıyor.. ve hastaya hala müdahale yapılmıyor.. bizim verdiğimiz kağıt havluları burnuna tutmaya devam ediyor!!

offfff..

istanbul’un en işlek caddelerinden biri olan eski londra asfaltının ortasında bir insan düşüyor… ona dakikalarca kimse müdahale etmiyor.. müdahale edecek olan ambulans ise anca gelebiliyor ve yere düştükten yaklaşık yarım saat sonra anca hareket edebiliyor hastaneye doğru( kaybettiği kanı siz düşünün).. polis ise ciddi derecede yaralanmış bir vatandaşı  götüremiyoruz diyip kestirip atarken ambulansı soruşturma adına tutuyor!! ambulansdaki görevli şöför doktor hemşire ise laubali tavırlar içinde!!

bu ülkenin ne insanlarına ne de kurumlarına güvenim inancım kalmadı böylece umudum da bitti..  bu kaçıncı yaa.. daha öncekileri bile üstümüden atamamıştım bunun olmasıyla diğerlerini de hatırladım.. sinir, kızgınlık, bıkkınlık , öfke, üzüntü, utanç ve en önemlisi DİPSİZ BİR BOŞLUK ! içindeyim.. 

bu ülkede hayatta kalmamız tamamen kader( ya da şans ne derseniz deyin)


onca kan kaybetti umarım yolda ya da hastanede kan kaybından ölmemiştir!!

KONU KAPANMIŞTIR.